Pandemide OKB vakaları arttı! | Sağlık Haberleri

Pandemide OKB vakaları arttı!

Psikiyatrist Prof. Dr. Selçuk Aslan, pandemi döneminde birçok rahatsızlıkta olduğu gibi Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), anksiyete ve depresyon vakalarında da artış olduğunu söyledi.

“KORKU VE BELİRSİZLİK İÇERİSİNDEYDİK”

Pandeminin başlarında ne olduğunu bilmediğimiz bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu belirten Prof. Dr. Aslan, “İnsanlar marketten aldıkları ürünleri çamaşır suyuyla yıkardı, dışarıdan eve geldiklerinde kıyafetlerini balkonda bekletenler vardı, koronavirüse karşı sokaklar deterjanla yıkanırdı. O dönem hakim olan bir korku ve belirsizlik içerisindeydik. Dolayısıyla gerek bireysel olsun gerekse de kamuoyunun içini rahatlatmak için iller ve ilçelerde yapılabilecek her şey yapıldı; ancak zamanla tüm bunların gerçekte etkili olmadığı anlaşıldı. Ardından da tedbirleri maske, mesafe, temizlik ve aşıyla sürdürmeye devam ettik. Bu süreçte koronavirüsle ilgili ortaya atılan komplo teorileri korkulara sebep oldu. Yaklaşık iki yıl süren pandemi sürecinde uzun süren karantina süreçleri yaşandı. İnsanlar uzun süre evde kaldı. Karantinada uzun süre evde kalma, herhangi bir sorunu olmayan insanlarda can sıkıntısı, boşluk ve eskiden keyif aldığı şeylerden artık keyif alamama gibi sorunlar ortaya çıkardı ve depresyon görülen kişi sayıları çok arttı. Geçmişte kontrol altında olan kaygı bozuklukları, panik ataklar, panik nöbetler ve hastalık anksiyetesi patladı. Daha önceleri çok az görülen hastalık anksiyetesi ise koronavirüs pandemisiyle birlikte çok arttı. Nihayetinde de obsesif kompulsif bozukluklarda belirgin bir artış gösterildi. OKB sorunu olan kişilerin ve hafif seyirli yaşayan kişilerin belirtileri ağırlaştı” dedi.

OKB NEDİR?

OKB, takıntılı düşüncelerin günlük hayatı ve aktiviteleri etkileyecek düzeye gelmesi sonucu ortaya çıkan bir ruhsal hastalık olarak tanımlanıyor.

Prof. Dr. Aslan, “Obsesyon yani takıntılı düşünceler ve tekrar eden zihinsel eylem ile davranışları kapsayan kompulsiyon bir araya gelir ve OKB’yi oluşturur. Bu takıntılı düşünceler, değerlerimizle, niyetlerimizle ve yapmak istediklerimizle ters olan düşüncelerdir. Örneğin, sevgi dolu bir annenin, bebeğini büyütürken ‘ya bebeğime bir zarar gelirse! diye düşünmeye başlıyor ve o düşünceden korkuyor; bu bir obsesyondur. Obsesyonlar bizde korku uyandıran, istemediğimiz halde aklımıza gelen düşüncelerdir” diye konuştu.

“PANDEMİDE OKB’NİN ARTMASI İÇİN GEREKEBİLECEK HER ŞEY OLDU”

OKB’nin pandemideki yansımalarına değinen Prof. Dr. Aslan, “İngiltere’de yapılan bir araştırma, pandemi döneminde OKB’de artış olduğuna dikkat çekiyor. Bizim de ülkemizdeki gözlemimiz OKB’nin arttığı yönünde. Toplumsal araştırmalar OKB görülme sıklığının yüzde 2,3 olduğunu gösteriyor; bizim ülkemizde de benzer sonuçlar var. Bazı OKB olguları 13 yaşlarında başlar ve devamlı aşırı rahatsız edici düşünceler ve kontrol etme davranışları yaşayabilir. Bu olgular biyolojik temeli kuvvetli olan ve ailesel yatkınlık taşıyan olgulardır; buna karşın daha stres ile tetiklenen ve aralıklarla gelen, geç yaşlarda başlayan biyolojik temeli hafif olan olgular vardır. İlk gruba daha süreklilik gösteren, diğer gruba ise reaktif olgular diyoruz. Pandemide OKB’nin artması için gerekebilecek her şey oldu. Tehlikeler arttı, sağlıkla ilgili bilinmeyen bir riskle karşı karşıyaydık, eve kapanma ve uzun süren boşluk dönemleri yaşandı. Büyük bir belirsizlik vardı ve OKB tablosu zaten bunlardan besleniyor. Eğer ortamda bir stres kaynağı, belirsizlik varsa obsesif insanların sıkıntıları artıyor ve bu insanlar rahatlatıcı davranışlar göstermeye başlıyorlar. Bunun maliyeti maalesef çok yüksektir. OKB’nin belirtilerinin artmasının ikinci nedeni ise boşluktur, hiçbir şey yapmamaktır. Genelde OKB hastaları bir uğraşıyla uğraşırken OKB’lerinin kaybolduğunu dile getirir; ancak ne zaman boş kalırlarsa düşüncelerinin ortaya çıktığını söylüyorlar. Pandemide riskler ve tehlikeler arttı ayrıca pandeminin sonucunda insanlar işlerini kaybetti, aile sorunları arttı, ekonomik sorunlar arttı. Tüm bunlar OKB’yi artırıyor; evde kalmak, hiçbir şey yapmamak da OKB görülme sıklığını artırdı. Vakaların iki katına çıkmasına sebep oldu” dedi.

PANDEMİ, TÜKENME VE DEPRESYONU DA BERABERİNDE GETİRDİ

Obsesif Kompulsif kişilik özelliği olanların, risk arttığında aşırı tedbirci olduklarını kaydeden Prof. Dr. Aslan, “Pandemi başında yerlerde insanlar, toplu mezarlar gibi tedirgin edici birçok görüntü yayınlandı. Bu tür korkunç olasılıklarla karşılaşmak birçok insanda tedirginlik ve panik yarattı. Çin Halk Cumhuriyeti gibi kapalı rejimler rakamları da yansıtmadıkları için yanlış bilgilendirmeler de güvensizlik ve belirsizlikte etkili oldu. OKB’li bireyler eve gelen her kıyafeti, marketten gelen her ürünü dezenfekte etmek, poşette bekletmek, riski sıfırlama çabasına girdi. Diğer insanların aksine kuralları aşırı katı bir şekilde uyguladılar ve evlerinden 3-4 ay dışarıya çıkmadılar. kişilik özelliği olarak obsesif özellikler taşıyan bireyler mükemmeliyetci ve sorumluluk düşünceleri yüksek olan insanlardır. Kurallara uyan harfiyen uyan ve kuralları yükselten olgular, bu tutumlarının sonucunda da tükenme ve depresyon geldiler karşımıza. Depresyon da bu süreçte OKB’den bağımsız olarak arttı. OKB’si olanlarda ne oldu? Bu olguların bir kısmı, pandemiyle çok alakadar olmadılar. Kendi dünyasında kendi korkuları neyse o korkuların içinde yüzmeye devam ettiği için pandemi daha küçük bir mevzu olarak hayatlarında yer aldı. Daha hafif seyreden olgular ise pandemiyle alakalı konuları daha çok gündemlerine taşıdı. Tedbirlerin gevşemesiyle bu tekrar eden davranışlarda da azalma oldu. Kurallar gevşediği için aşırı kaygılı ve OKB’liler de aldıkları kuralları gevşetti. Artık evlerinden çıkmaya başladılar, alışverişe, parka gidebilir hale geldiler. Ancak hala çok dikkatle, özenle devam ediyorlar” şeklinde konuştu.

TAKINTILAR HEM KİŞİ HEM DE ÇEVRE TARAFINDAN FARK EDİLİYOR

Bu tür obsesyonlarla iş hayatında da karşılaşmanın mümkün olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aslan, “Obsesyonlar, bireylerde o kadar ciddi sıkıntılar yaratır ki; kişiler ardından kompulsiyon yani tekrar eden davranışlar geliştirir. Örneğin, kişi göndereceği evrağı defalarca kontrol eder, evden çıkması kontroller nedeniyle çok uzun sürebilir. Obsesif bir anne, bebeğini defalarca kontrol edebilir, en iyiyi ona vermek için girdiği çabalar anneyi çok yorabilir ve tükenme noktasına getirebilir. Obsesif bireyler tehlike içeren düşüncelerden çok rahatsız olurlar ve rahatsızlıklarını gidermek için ise kontrol davranışları, onay davranışları bazen de kaçınma davranışları geliştirirler ve rahatlamaya çalışırlar. Ardından gereksiz davranışlar yapan ve aşırı kontrolcü birer kişiye ya da kendine güveni olmayan, işleri çok yavaş yapan birileri haline dönüşürler. Pandemide bunun örneklerini çok gördük; önemi yadsınamaz olan hijyen konusunda 20 saniye el yıkamak yeterliyken, kişi dakikalarca ellerini yıkıyor. Hal böyle olunca bunların belli başlı sonuçları oluyor; kişinin uzun süren kontrollerinin yaşam kalitesini olumsuz etkilemesi obsesif kompulsif bozukluklar demek oluyor. Bu hem kişi tarafından hem de çevre tarafından fark ediliyor” dedi.

DIŞ DÜNYAYLA TEMASI SINIRLANDIRILMIŞ ÇOCUKLARDA OKB DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR

Obsesif kompulsif bozukluk dışında bir de obsesif kompulsif kişilik olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada da kişinin kuralları, mükemmelliyetçilik ve yüksek standartları çok fazla olduğu için en yüksek sorumluluğu kendisinde taşıyor. Kimseye güvenemediği için her işi kendisi yapan bir hale dönüşüyor. Bu kişiler akademik hayatta ve iş hayatında çok başarılı olan insanlardır. Sorumluluk duyguları ve risk algıları çok yüksek ama bu da kişinin tükenmesine ve depresyona girmesine yol açıyor. Peki bunlar biyolojik bir hastalık mı yoksa yetiştirmeyle mi ilgili. Biyolojik bir eğilim var. Bebeklikten itibaren bazı kişiler daha tedirgin ve zarardan kaçınma eğilim gösteriyor. Aşırı koruyucu ve kollayıcı aile ya da çok eleştiren ana-baba, dış dünyayla teması sınırlandırılmış çocuklarda OKB ve obsesif kompulsif kişilik daha çok görülüyor. Bu kişiler hayatı yaşarken kocaman bir yük oluşturarak yaşıyorlar. Tedavide öncelikle bu durumların farkındalığını artırıyoruz, sonra durumun nasıl geliştiğini anlamaya çalışıyor ve kişinin sürdürücü davranışları olan yani kaçınma, güvence alma, aşırı kontrol davranışları ve kendini rahatlatmak için yaptığı gereksiz davranışlara bakıyoruz. Bunları bir program çerçevesinde çalışıyoruz. Bu kişilere bilişsel terapiler yapıyoruz. Kompulsüyonlar için de yaklaşık 12 haftalık bir programla azaltma yoluna gidiyoruz ve maruz bırakma çalışmaları yapıyoruz. Tehlikeli olmayan bir biçimde kişiyi rahatsız eden şeyler nelerse onlara maruz kalarak kontrol davranışlarını yapmaması ve sıkıntıya tahammül edebilmesi çerçevesinde bir program hazırlıyoruz. Olgularda yüzde 50’ye yakın düzelme görülüyor. Psikoterapi bunu sağlıyor ama tüm bunların silinmesini hedeflemiyoruz çünkü bunu silmek mümkün değil. Azalıyor, ufak derecelerde hayatın içinde devam ediyor ama daha yönetilebilir bir noktaya geliyor.”

OKB NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?

OKB’nin tedavisine değinen Prof. Dr. Aslan, “Eğer zihninize gelen bir düşünce, saçma olduğu halde gerçek olmadığı halde çok korkutucu geliyorsa ve o düşünceye çok kapılıp rahatsızlık yaşıyorsanız ve o rahatsızlığı gidermek için de ya düşünceyle ya davranışlarınız geliştiriyorsanız, çevrenizdeki insanlardan kaçınma davranışları içine girdiyseniz, hayatınız büyük ölçüde etkileniyor demektir. Mesleğinizi, akademik hayatınız zorlaşmış demektir. O zaman muhakkak bir uzmana ihtiyacınız var demektir. Bu alanda eğitim almış psikiyatrist, klinik psikologlar, bilişsel davranışçı psikoterapi eğitimi almış klinik psikolog ve psikiyaristlere başvurulması gerekir. Sağlıklı kabul edilen bireylerde de zaman zaman rahatsız edici ve zihne istenmeden gelen düşünceler vardır, birçok riskli gördükleri durumlarda insan kapı ve ocak kontrolleri fazladan yapabilirler. Hayatı sürdürürken akademik, sosyal ve mesleki işlevselliği önemli ölçüde bozmayan düzeylere ulaşmıyor ise bu durum klinik olarak terapi ya da ilaç tedavisi gerektiren bir durum değildir” diye konuştu.

BELİRTİLER YÜZDE 50 AZALABİLİYOR

Tedavide her şeyden önce ağır seyreden olgularda ilaç tedavisinin yeri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aslan, “Özellikle depresyonda kullanılan ilaçlar burada da kullanılabiliyor. Psikoterapide ise rahatsız edici ve zihne gelen davetsiz misafirler yani obsesyonların neler olduğunu ortaya çıkarıyoruz. İkinci basamakta bu düşünceleri gidermek ve rahatlamak için geliştirdiği yatıştırıcı düşünceleri, rahatlatıcı davranışların neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Bu düşüncelere daha az önem vermek ve onları serbest bırakmakla alakalı çalışmalar yapıyoruz. Bilişsel davranışçı yaklaşımda kişiye bunların sadece düşünceler olduğunu ve bunlara anlam yüklemeden durabilmesini çalışıyoruz. Kişiye bu düşünceleri faket bunların birer gerçek değil düşünceler olduğunu anlayalım ve bu düşüncelerle kal ama bu rahatlatıcı tepkileri ve kaçınma davranışlarını verme diyoruz, buna da tepki engelleme diyoruz. Düşüncelerine maruz kal, onlara izin ver ama zorlayıcı davranışlarını yapma. Bu tedavi başta danışanlara zor geliyor ama 3. 4. seanstan sonra uyum sağlanıyor, 12 seansta da belirtiler yüzde 50 azalıyor. Bu da OKB’de önemli bir başarı sayılır” dedi.

Tedaviye ek olarak; OKB’li bireylerin geçmiş yıllarda geliştirdikleri kurallara çok bağlı olduklarını gördüklerini dile getiren Prof. Dr. Aslan, sözlerine şöyle devam etti: “Örneğin, 15 yaşında kişi kendine bir kural koyuyor ve kendini yıkayarak bunu önleyebildiğini düşünüyor. Belki o an geçerli oluyor ama kişi 25 yaşına gelince bu kuralı devam ettiriyorsa, biz bu kural üzerine de çalışıyoruz. Kuralları gözden geçirip, esnetiyor ve yeni değerlerini bulmak ve gerçekten hayatını neye vermek istiyorsa onu bulup onun üzerine çalışıyoruz. Mesela şu an 30 yaşındasınız ve hayatınız bu kurallara uymakla geçiyor. 70 yaşında geriye baktığında hayatınızı böyle geçirmiş olmak ister misiniz diye sorduğumuzda genelde cevap ‘hayır’ oluyor. Burada demek ki yaşamda istemediğiniz bir şeyi yapıyorsunuz, burada farkındalık çalışması ve bir içgörü kazanma ve hayatını neye adamak istediğini bulmaya çalışıyoruz. Bu ilerleyen seanslarda etkili oluyor.”

DÜŞÜNCELERDEN KAÇMAYA ÇALIŞMAK DAHA RAHATSIZ EDİCİ OLABİLİR

Prof. Dr. Aslan, tedavide obsesif ve kompulsif belirtilerin tamamen silinmesinin hedeflenmediğini dile getirdi ve şunları söyledi: “Obsesyonların zihinimizde oluşan ve bizleri rahatsız eden düşünceler olduğunu anlamak çok önemli. Rahatsız olmamız onlara anlam yüklememizle ilgili. O düşüncelerden kaçmak ve kurtulmak istemek tersine bu düşünceleri ve etkilerini artırabiliyor ve daha rahatsız edici hale getirebiliyor. Bu nedenle bu düşüncelere karşı daha tarafsız kalabilmek, daha az önem vermek, onları tanıyıp onların varlığına izin vermek kendiliğinden azalmalarına yol açabilmektedir. Tekrarlayan rahatlatıcı kontrol davranışları ve kaçınma davranışları ise kişide davranışsal alışkanlıklara ve takıntılı davranışlara dönmektedir. Bu davranışların verdiği rahatlamayı kişi aramaktadır ve sonuçta tekrar rahatsız edici düşüncelerle karşılaşıldığında daha fazla rahatlatıcı davranış yapabilmektedir, bu da devam eden ve giderek derinleşen bir kısır döngüye yol açar. Çözüm yolu bu alanda iyi eğitimli bir uzman rehberliğinde düşüncelerle yüzleşebilmekten ve sıkıntılı ruh haline katlanabilmekten ve kaçınma davranışlarını azaltmaktan geçmektedir.”




Related Posts

Bir cevap yazın

izmit escort bursa escort istanbul escort şişli escort avcılar escort beylikdüzü escort şirinevler escort avrupa yakası escort istanbul escort betturkey ne anlama gelir halkalı escort ataşehir escort porno bakırköy escort